Dün Moskova merkezde bulunan "MOSSOVYET" Tiyatrosu'nun duvarlarındaki tarihi tiyatro piyes afişlerinin arasında NAZIM HIKMET'in yazdığı "Kadınların İsyanı" adlı oyunun da afişine rastladım...
Вчера среди афиш старых театральных пьес на стенах Театра "МОССОВЕТА" в центре Москвы я увидел афишу пьесы НАЗЫМА ХИКМЕТА "БУНТ ЖЕНЩИН"...
Вчера среди афиш старых театральных пьес на стенах Театра "МОССОВЕТА" в центре Москвы я увидел афишу пьесы НАЗЫМА ХИКМЕТА "БУНТ ЖЕНЩИН"...
❤5👍3🔥2👏1
МРАЧНАЯ НЕДЕЛЯ НА ЮЖНОМ КИПРЕ: ПОЧЕМУ ПОГИБЛИ ДВОЁ РОССИЯН?..
Смерть двух россиян на Южном Кипре 7-8 января, одна за другой, потрясла повестку дня острова: Что известно о смерти Антона Панова, третьего секретаря российского посольства, и Владислава Баумгертнера, бывшего «калиевого короля»? Об этом пишет ОКАЙ ДЕПРЕМ…
* После многолетней работы криптографом в ФСБ и СВР он поступил на работу в Министерстве Иностранных Дел России...
* Дмитрий Хмельницкий: Панов был сотрудником военной разведки вооруженных сил Россиийской Федерации...
* Инвестиции в крупный строительный проект в Крыму и игровая зависимость Антона Панова...
* На пляже было найдено тело бывшего « короля Калия» и известного русского олигарха...
* Видео, на котором высокопоставленные чиновники Кипра якобы обсуждают схемы, помогающие россиянам обходить санкции Европейского Союза...
Смерть двух россиян на Южном Кипре 7-8 января, одна за другой, потрясла повестку дня острова: Что известно о смерти Антона Панова, третьего секретаря российского посольства, и Владислава Баумгертнера, бывшего «калиевого короля»? Об этом пишет ОКАЙ ДЕПРЕМ…
* После многолетней работы криптографом в ФСБ и СВР он поступил на работу в Министерстве Иностранных Дел России...
* Дмитрий Хмельницкий: Панов был сотрудником военной разведки вооруженных сил Россиийской Федерации...
* Инвестиции в крупный строительный проект в Крыму и игровая зависимость Антона Панова...
* На пляже было найдено тело бывшего « короля Калия» и известного русского олигарха...
* Видео, на котором высокопоставленные чиновники Кипра якобы обсуждают схемы, помогающие россиянам обходить санкции Европейского Союза...
🙏1
Посмотрите ближе и внимательно особенно на последний абзац!.. Такого видели, слышали или даже прочитали как-то где-нибудь?!..
Премьер министр какой-то страны приглашает известного российского бизнесмена на так и называемые переговоры и как раз он прибывает в ту территорию, вдруг его задержут!.. Он разве действительно ли настоящим Премьерем был?!..
Такой "государственной серьёзности" и последовательности нигде наверное не может быть....
Премьер министр какой-то страны приглашает известного российского бизнесмена на так и называемые переговоры и как раз он прибывает в ту территорию, вдруг его задержут!.. Он разве действительно ли настоящим Премьерем был?!..
Такой "государственной серьёзности" и последовательности нигде наверное не может быть....
👍2🔥1👌1
Daha yakından ve dikkatlice, özellikle son paragrafa bakınız!.. Böyle bir şeyi şu ana kadar gördünüz, duydunuz veya hatta bir yerde okudunuz mu hiç?!..
Beyaz Rusya'nın "Başbakanı", ünlü bir Rus iş adamını sözde görüşmelere davet ediyor ve söz konusu iş adamı tam da ilgiyi bölgeye vardığında, aniden gözaltına alınıyor ve tam 1 ay boyunca gözaltında tutuluyor!..
Hakikaten de kendisi acaba gerçek bir "başbakan" mıydı?!.. Böyle bir "devlet ciddiyeti" ve tutarlılığı hiçbir yerde olmasa gerek....
Beyaz Rusya'nın "Başbakanı", ünlü bir Rus iş adamını sözde görüşmelere davet ediyor ve söz konusu iş adamı tam da ilgiyi bölgeye vardığında, aniden gözaltına alınıyor ve tam 1 ay boyunca gözaltında tutuluyor!..
Hakikaten de kendisi acaba gerçek bir "başbakan" mıydı?!.. Böyle bir "devlet ciddiyeti" ve tutarlılığı hiçbir yerde olmasa gerek....
👍1👏1👌1
İşte, hiçbir "devlet" veya "idari" "destek" almadan dünyayı dolaşan ve düzinelerce askeri çatışma bölgesinde çalışan en gerçek savaş muhabiri. Onun adı COŞKUN ARAL. Ve bu da onun, İran'da Irak ile savaşta (1980-1988) adeta ölmeye gönderilen genç erkekleri gösteren meşhur fotoğrafı...
Вот самый настоящий военный корреспондент который без всякой "государственной" или "административной" "поддержки" каталсь по всему миру и оказывался в зоне десятских военных конфликтов на планете. Его зовут ДЖОШКУН АРАЛ. И это фото его, где молодые ребята в Иране готовятся идти на смерть на войне с Ираком (1980 - 1988)...
Вот самый настоящий военный корреспондент который без всякой "государственной" или "административной" "поддержки" каталсь по всему миру и оказывался в зоне десятских военных конфликтов на планете. Его зовут ДЖОШКУН АРАЛ. И это фото его, где молодые ребята в Иране готовятся идти на смерть на войне с Ираком (1980 - 1988)...
Hitler'i Kim Yendi?
Kevork Taşkıran'in Yazisi:
Okumanızı Öneririm...
"Tarih: 18 Aralık 1940...
Hitler, Alman Ordusu'na tarihin en geniş çaplı askeri harekat emrini verdi: Hedef Sovyetler Birliği idi.
Almanların Barbarossa Harekatı öğrenilince Leningrad'da olağanüstü günler başladı.
Örneğin; “Müzelerin Anası” olarak bilinen Hermitage Müzesi'ndeki 3 milyon eserin bir bölümü sandıklara doldurulup Ural Dağları'na götürüldü.
Şehirde yaşayan önemli bilim adamları ve sanatçıların tahliyesine karar verildi. Kimileri kenti terk etmeye karşı çıktı.
Bunlardan biri, ünlü besteci Dmitri Şostakoviç idi.
Yazar Sarah Quigley “Orkestra Şefi” adlı kitabında şehri terk etmeme kararının Şostakoviç ile eşi Nina Varzar'ın arasını açtığını şöyle yazdı:
“Nina” dedi Şostakoviç; “Leningrad'dan ayrılmamızı istediğini biliyorum ama anla lütfen. Batan gemiyi terk eden fareler gibi kaçıp gitmek yanlış geliyor bana.”
Nina yüzünü çevirdi: “Bu dediğin benim kulağıma, çocuklarının hayatlarını riske attığın için kendini rahatlatmak üzere bulduğun bir bahane gibi gelmeye başlıyor.”
“Bahane mi? Bahane mi? Leningrad'ı mahvolmaktan kurtarmanın lanet olası bir bahane sayılacağını pek sanmıyorum!..
Tarih: 8 Eylül 1941.
Almanlar Leningrad'ı kuşattı.
Hitler; kentin hemen düşeceğinden öylesine emindi ki, şehrin lüks oteli Hotel Astoria'da zafer onuruna verilecek partiyle ilgili davetiyeleri önceden bastırdı!
Hesap edemediği şuydu; Şostakoviç gibi yüzbinler faşizme karşı savaşmak için gönüllü olmuştu!
Şostakoviç, önce Kızıl Ordu'ya katılmak istedi. Sağlık durumu ileri sürülerek kabul edilmedi.
İtfaiyeci olarak görev aldı. Ders verdiği konservatuvarın damında yangın gözlemciliği yapmaya başladı. “Dört gözlü yarasa” diyorlardı ona.
Yaptığı işi bir çocuğun da yapacağını söyledi sürekli. Sonunda Milis Teşkilatı'na alındı. Görevi, siper kazmaktı.
Temizlik hastasıydı aslında ama o günler çok geride kalmıştı. Pislikleri görmüyordu bile.
Hitler köpürüyordu; 8 Kasım'da üç milyon Leningradlının açlığa mahkum edilmesi emrini verdi. Ardından…
Akar su kaynaklarına zehir attırdı.
Yiyecek depolarını bombalattı.
Bu nedenle, Leningrad'da kadın ve çocuklar için günlük yiyecek 150 gram ekmeğe kadar indirildi. Bu ekmek de, yüzde 50 oranında talaş ve başka yenemeyecek katkılardan oluşuyordu.
Halk, kedi-köpek-fare-kuş ne buluyorsa yiyordu artık.
Kışın eksi 30 dereceye kadar düşüyordu hava. Hitler kışın ısıtmada kullanılan akar yakıt depolarını da bombalattı.
Şunu yazmalıyım:
Hitler, “Nazi estetiği” diye Berlin'deki ıhlamur ağaçlarını keserken, o dondurucu koşullarda Leningrad'da tek ağaç kesilmedi.
Isınmak için evlerdeki tüm eşyalar yakıldı ama tek ağaç kesilip yakılmadı…
Ve inatla direndi Leningrad…
Şostakoviç dinlenme molalarında cebinden ufak kalem ve kağıt çıkarıp notalar yazıyordu.
İtfaiye gözcülüğü yaparken, altı saat süren ve binlerce ton şekerin bulunduğu Badayev yangınını seyretmişti. Alevler, kapkara dumanlar, uzaklardan duyulan çaresiz insan sesleri, çanlar, megafonlar ve hava saldırısını duyuran sirenlerin tiz sesi…
Birden Şostakoviç kendini dış dünyaya kapatmış gibi hissetti.
O gün karar verdi; Leningrad senfonisini yazmaya…
Artık…
Hiçbir yangın, hiçbir ölüm, hiçbir yokluk ve açlık onu senfonisini yazmaktan alıkoyamayacaktı.
Senfonisinde, insanlığın barbarlıkla mücadelesini anlatacaktı.
Kuşatma altındaki halka umut ve cesaret aşılayacaktı.
O günden sonra her fırsatta yazdı Şostakoviç.
Rüyasında bile senfoninin notalarını gördü.
Bölümleri tamamladıkça tedirginliği azalacağına arttı; ilk kez başarısız olacağından korktu.
Aradığı bir cenaze marşı değil, direniş senfonisiydi…
Yıl, 1942...
Kuşatma acımasızca sürüyordu.
Öyle ki…
Ocak ve şubatta her gün 7 bin ile 10 bin arası sivilin çoğu açlıktan ölüyordu. Şehir içi ulaşım yoktu. İnsanların ekmek alma merkezlerine giderken yolda düşüp can vermesi normal karşılanır oldu. Ölülerin yendiği söyleniyordu!
Bu koşullarda Şostakoviç, Leningrad Senfonisi'ni bitirdi.
Kevork Taşkıran'in Yazisi:
Okumanızı Öneririm...
"Tarih: 18 Aralık 1940...
Hitler, Alman Ordusu'na tarihin en geniş çaplı askeri harekat emrini verdi: Hedef Sovyetler Birliği idi.
Almanların Barbarossa Harekatı öğrenilince Leningrad'da olağanüstü günler başladı.
Örneğin; “Müzelerin Anası” olarak bilinen Hermitage Müzesi'ndeki 3 milyon eserin bir bölümü sandıklara doldurulup Ural Dağları'na götürüldü.
Şehirde yaşayan önemli bilim adamları ve sanatçıların tahliyesine karar verildi. Kimileri kenti terk etmeye karşı çıktı.
Bunlardan biri, ünlü besteci Dmitri Şostakoviç idi.
Yazar Sarah Quigley “Orkestra Şefi” adlı kitabında şehri terk etmeme kararının Şostakoviç ile eşi Nina Varzar'ın arasını açtığını şöyle yazdı:
“Nina” dedi Şostakoviç; “Leningrad'dan ayrılmamızı istediğini biliyorum ama anla lütfen. Batan gemiyi terk eden fareler gibi kaçıp gitmek yanlış geliyor bana.”
Nina yüzünü çevirdi: “Bu dediğin benim kulağıma, çocuklarının hayatlarını riske attığın için kendini rahatlatmak üzere bulduğun bir bahane gibi gelmeye başlıyor.”
“Bahane mi? Bahane mi? Leningrad'ı mahvolmaktan kurtarmanın lanet olası bir bahane sayılacağını pek sanmıyorum!..
Tarih: 8 Eylül 1941.
Almanlar Leningrad'ı kuşattı.
Hitler; kentin hemen düşeceğinden öylesine emindi ki, şehrin lüks oteli Hotel Astoria'da zafer onuruna verilecek partiyle ilgili davetiyeleri önceden bastırdı!
Hesap edemediği şuydu; Şostakoviç gibi yüzbinler faşizme karşı savaşmak için gönüllü olmuştu!
Şostakoviç, önce Kızıl Ordu'ya katılmak istedi. Sağlık durumu ileri sürülerek kabul edilmedi.
İtfaiyeci olarak görev aldı. Ders verdiği konservatuvarın damında yangın gözlemciliği yapmaya başladı. “Dört gözlü yarasa” diyorlardı ona.
Yaptığı işi bir çocuğun da yapacağını söyledi sürekli. Sonunda Milis Teşkilatı'na alındı. Görevi, siper kazmaktı.
Temizlik hastasıydı aslında ama o günler çok geride kalmıştı. Pislikleri görmüyordu bile.
Hitler köpürüyordu; 8 Kasım'da üç milyon Leningradlının açlığa mahkum edilmesi emrini verdi. Ardından…
Akar su kaynaklarına zehir attırdı.
Yiyecek depolarını bombalattı.
Bu nedenle, Leningrad'da kadın ve çocuklar için günlük yiyecek 150 gram ekmeğe kadar indirildi. Bu ekmek de, yüzde 50 oranında talaş ve başka yenemeyecek katkılardan oluşuyordu.
Halk, kedi-köpek-fare-kuş ne buluyorsa yiyordu artık.
Kışın eksi 30 dereceye kadar düşüyordu hava. Hitler kışın ısıtmada kullanılan akar yakıt depolarını da bombalattı.
Şunu yazmalıyım:
Hitler, “Nazi estetiği” diye Berlin'deki ıhlamur ağaçlarını keserken, o dondurucu koşullarda Leningrad'da tek ağaç kesilmedi.
Isınmak için evlerdeki tüm eşyalar yakıldı ama tek ağaç kesilip yakılmadı…
Ve inatla direndi Leningrad…
Şostakoviç dinlenme molalarında cebinden ufak kalem ve kağıt çıkarıp notalar yazıyordu.
İtfaiye gözcülüğü yaparken, altı saat süren ve binlerce ton şekerin bulunduğu Badayev yangınını seyretmişti. Alevler, kapkara dumanlar, uzaklardan duyulan çaresiz insan sesleri, çanlar, megafonlar ve hava saldırısını duyuran sirenlerin tiz sesi…
Birden Şostakoviç kendini dış dünyaya kapatmış gibi hissetti.
O gün karar verdi; Leningrad senfonisini yazmaya…
Artık…
Hiçbir yangın, hiçbir ölüm, hiçbir yokluk ve açlık onu senfonisini yazmaktan alıkoyamayacaktı.
Senfonisinde, insanlığın barbarlıkla mücadelesini anlatacaktı.
Kuşatma altındaki halka umut ve cesaret aşılayacaktı.
O günden sonra her fırsatta yazdı Şostakoviç.
Rüyasında bile senfoninin notalarını gördü.
Bölümleri tamamladıkça tedirginliği azalacağına arttı; ilk kez başarısız olacağından korktu.
Aradığı bir cenaze marşı değil, direniş senfonisiydi…
Yıl, 1942...
Kuşatma acımasızca sürüyordu.
Öyle ki…
Ocak ve şubatta her gün 7 bin ile 10 bin arası sivilin çoğu açlıktan ölüyordu. Şehir içi ulaşım yoktu. İnsanların ekmek alma merkezlerine giderken yolda düşüp can vermesi normal karşılanır oldu. Ölülerin yendiği söyleniyordu!
Bu koşullarda Şostakoviç, Leningrad Senfonisi'ni bitirdi.
Peki. Eseri kim çalacaktı? Sanatçıların bir bölümü tahliye edilmişti. Kimi ölmüş, kimi sakat kalmıştı. Eski müzisyenler, sakatlanmış askerler ve amatörlerden orkestra kuruldu.
Çalışmak güçtü. Soğuktan elleri müzik aletlerini tutamıyordu.
Zorluklar aşıldı. Senfoninin kurtuluşu getireceğine dair inanç oluştu.
Ve…
Tarih: 9 Ağustos 1942.
Şostakoviç'in eseri Leningrad Senfonisi radyodan çalındı.
Müziği hem Almanlara hem de Ruslara ulaştırabilmek için de güçlü hoparlörler kuruldu. Rus halkı güç ve moral kazanmak için, düşman ise umutsuzluğa kapılsın diye.
Her gün çalındı.
Herkesin dilinde senfoni mırıltısı duyulur oldu.
Direnen halkına büyük moral veren Şostakoviç'e, 1941 ve 1942'de Kızıl Bayrak İşçi Nişanı ve Stalin Ödülü verildi.
Tarih: 27 Ocak 1944.
872 gün sonra…
Almanlar pes etti. Çekilmek zorunda kaldı.
Bu süreçte Sovyetler, 3 milyon 436 bin 66 askerini ölü, kayıp ve yaralı verdi.
Sivillerden 400 bini tahliyeler sırasında ve 642 bini kuşatmada hayatını kaybetti.
Leningrad'daki yıkım ve insan kayıpları, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarının yol açtığı kayıpların üstündeydi.
Kuşatma soykırım olarak kabul edildi.
Bugün Leningrad direnişleri unutturulmak isteniyor. Bir örnek vermeliyim:
Dünya, Hollanda'daki 14 yaşındaki Anne Frank'ın günlüklerini ezbere bilir de, Leningrad'daki 11 yaşındaki Tanya Savicheva'nın günlüklerinden habersizdir. Açlıktan önce büyükannesi, ardından amcası, sonra annesi ve kardeşini yitiren Tanya'nın, günlüğündeki son notu, “Sadece Tanya kaldı” oldu. Son notuydu çünkü; kuşatmadan kısa süre sonra ileri derecede beslenme bozukluğundan öldü Tanya!
Kuşkusuz acıları yarıştırmıyoruz. Neden bilinip bilinmediğini anlatmaya çalışıyoruz.
Hangisini yazayım…
10 milyon 700 bin asker ve 11 milyon 400 bin sivili kaybetmesine rağmen Sovyetler Birliği, Berlin'e kadar gidip Hitler'i yenmeyi başardı.
Yıllardır ABD'nin propaganda filmlerini seyredenler, savaşın Amerikalılar sayesinde kazanıldığını sanıyor! Oysa. Bu sadece, propaganda savaşını ABD'nin kazandığını gösterir!
Milyonlarca kişi açlıktan ölmüştü ama
Hitler'i Şostakoviçlerin direnişi yendi…
Kevork Taşkıran
Çalışmak güçtü. Soğuktan elleri müzik aletlerini tutamıyordu.
Zorluklar aşıldı. Senfoninin kurtuluşu getireceğine dair inanç oluştu.
Ve…
Tarih: 9 Ağustos 1942.
Şostakoviç'in eseri Leningrad Senfonisi radyodan çalındı.
Müziği hem Almanlara hem de Ruslara ulaştırabilmek için de güçlü hoparlörler kuruldu. Rus halkı güç ve moral kazanmak için, düşman ise umutsuzluğa kapılsın diye.
Her gün çalındı.
Herkesin dilinde senfoni mırıltısı duyulur oldu.
Direnen halkına büyük moral veren Şostakoviç'e, 1941 ve 1942'de Kızıl Bayrak İşçi Nişanı ve Stalin Ödülü verildi.
Tarih: 27 Ocak 1944.
872 gün sonra…
Almanlar pes etti. Çekilmek zorunda kaldı.
Bu süreçte Sovyetler, 3 milyon 436 bin 66 askerini ölü, kayıp ve yaralı verdi.
Sivillerden 400 bini tahliyeler sırasında ve 642 bini kuşatmada hayatını kaybetti.
Leningrad'daki yıkım ve insan kayıpları, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarının yol açtığı kayıpların üstündeydi.
Kuşatma soykırım olarak kabul edildi.
Bugün Leningrad direnişleri unutturulmak isteniyor. Bir örnek vermeliyim:
Dünya, Hollanda'daki 14 yaşındaki Anne Frank'ın günlüklerini ezbere bilir de, Leningrad'daki 11 yaşındaki Tanya Savicheva'nın günlüklerinden habersizdir. Açlıktan önce büyükannesi, ardından amcası, sonra annesi ve kardeşini yitiren Tanya'nın, günlüğündeki son notu, “Sadece Tanya kaldı” oldu. Son notuydu çünkü; kuşatmadan kısa süre sonra ileri derecede beslenme bozukluğundan öldü Tanya!
Kuşkusuz acıları yarıştırmıyoruz. Neden bilinip bilinmediğini anlatmaya çalışıyoruz.
Hangisini yazayım…
10 milyon 700 bin asker ve 11 milyon 400 bin sivili kaybetmesine rağmen Sovyetler Birliği, Berlin'e kadar gidip Hitler'i yenmeyi başardı.
Yıllardır ABD'nin propaganda filmlerini seyredenler, savaşın Amerikalılar sayesinde kazanıldığını sanıyor! Oysa. Bu sadece, propaganda savaşını ABD'nin kazandığını gösterir!
Milyonlarca kişi açlıktan ölmüştü ama
Hitler'i Şostakoviçlerin direnişi yendi…
Kevork Taşkıran
❤2