This media is not supported in your browser
VIEW IN TELEGRAM
Rusya'nın ünlü televizyon sunucularından ANDREY MALAKHOV geçenlerdeki bir programında, dünya satranç tarihinin efsanelerinden ve 1975 - 1985 yılları arasındaki 10 sene boyunca Sovyetler Birliği ve dünya şampiyonu unvanını taşıyan ANATOLİ KARPOV ile "mayster"ın evinde uzunca bir röportaj yaptı. Bir ara KARPOV'un Çernobil mağdurlarıyla dayanışmak amacıyla, nükleer santralin olduğu kenti ziyaret ettiği 1990 yılına ait görüntüleri ekrana getirdi. KARPOV Sovyet devlet televizyonuna verdiği kısa mülakatına dünyaca meşhur Türk-Sovyet şairi NAZIM HİKMET'in ünlü dizeleri ile başlıyor: "Sen yanmazsan, ben yanmazsan, biz yanmazsak, nasıl çıkar aydınlıklar karanlığa?!.. İşte bu mütevazi örnek bile SSCB ve sporcularının entelektüel - kültürel ve eğitsel sevilerini göstermek açısından fazlasıyla yeterli... Günümüzde ise acaba kaç sporcu, değil ilgili dizeleri, söz konusu şairin adını hatırlıyor, biliyor?!..
АНДРЕЙ МАЛАХОВ, известный российский телеведущий, недавно взял большое интервью у АНАТОЛИЯ КАРПОВА, легенды мировой шахматной истории и чемпиона Советского Союза и мира в течение десяти лет (с 1975 по 1985 г.). В какой-то момент МАЛАХОВ показал кадры с 1990 г., где КАРПОВ посещает город, где находилась Чернобыльская АЭС, чтобы выразить солидарность с жертвами катастрофы. КАРПОВ начинает высказывать свои мысли у интервью советской государственной телевидении по знаменитым строкам всемирно известного турецко-советского поэта НАЗЫМА ХИКМЕТА: «Если ты не сгоришь, если я не сгорю, если мы не сгорим, то как же тьма превратится в свет?!»... Одного этого скромного примера более чем достаточно, чтобы показать интеллектуальный, культурный и образовательный уровень СССР и его спортсменов… Сегодня сколько спортсменов помнят или знают имя этого поэта, я даже не говорю уже о этих строках?!..
АНДРЕЙ МАЛАХОВ, известный российский телеведущий, недавно взял большое интервью у АНАТОЛИЯ КАРПОВА, легенды мировой шахматной истории и чемпиона Советского Союза и мира в течение десяти лет (с 1975 по 1985 г.). В какой-то момент МАЛАХОВ показал кадры с 1990 г., где КАРПОВ посещает город, где находилась Чернобыльская АЭС, чтобы выразить солидарность с жертвами катастрофы. КАРПОВ начинает высказывать свои мысли у интервью советской государственной телевидении по знаменитым строкам всемирно известного турецко-советского поэта НАЗЫМА ХИКМЕТА: «Если ты не сгоришь, если я не сгорю, если мы не сгорим, то как же тьма превратится в свет?!»... Одного этого скромного примера более чем достаточно, чтобы показать интеллектуальный, культурный и образовательный уровень СССР и его спортсменов… Сегодня сколько спортсменов помнят или знают имя этого поэта, я даже не говорю уже о этих строках?!..
👍8🔥2👌1
Nispeten yakın zamanda Moskova'nın tam merkezinde yer alan "Berdanski Devlet Jeoloji Müzesi"ni ziyaret ettim. Muhtemelen alanında dünyanın ya en zengini, ya da en kötü ihtimalle en varsıllarından bir tanesi. olsa gerek... Moskova'daysanız veya kente bir şekilde yolunuz düşerse muhakkak görmeye çalışınız... Bu arada, içeride bulunan sayısız büyük salon arasında gezerken Sovyetler Birliği'nin mineral-maden kaynaklarının gösterildiği devasa kabartma bir haritayı da görme şansımız oldu...
Недавно я посетил "Государственный Геологический Музей имени В. И. Берданского", расположенный в самом центре Москвы. Вероятно либо самый богатый музей либо, в худшем случае, один из самых богатых музеев в своей области в мире… Если вы уже в городе или когда-нибудь окажетесь в нем, то постарайтесь в его сходить обязательно!.. Кстати, прогуливаясь по многочисленным большим залам, вдруг появилась возможность увидеть гигантскую рельефную карту, показывающую минеральные ресурсы Советского Союза…
Недавно я посетил "Государственный Геологический Музей имени В. И. Берданского", расположенный в самом центре Москвы. Вероятно либо самый богатый музей либо, в худшем случае, один из самых богатых музеев в своей области в мире… Если вы уже в городе или когда-нибудь окажетесь в нем, то постарайтесь в его сходить обязательно!.. Кстати, прогуливаясь по многочисленным большим залам, вдруг появилась возможность увидеть гигантскую рельефную карту, показывающую минеральные ресурсы Советского Союза…
👍7❤1🔥1
Alman Yazar #Ludwig'in #Stalin ile Söyleşisi
13 Aralık 1931
#Ludwig: Beni kabul ettiğiniz için size son derece minnettarım. Yirmi yılı aşkın süredir seçkin tarihi şahsiyetlerin yaşamlarını ve yaptıklarını inceliyorum. İnsanları iyi tanıdığıma inanıyorum, ancak diğer yandan sosyo-ekonomik koşullar hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
#Stalin: Çok mütevazı davranıyorsunuz.
#Ludwig: Hayır, gerçekten öyle ve tam da bu nedenle size garip gelebilecek sorular soracağım. Bugün burada, Kremlin'de, Büyük Petro'ya ait bazı kalıntılar gördüm ve size sormak istediğim ilk soru şu: Kendinizle Büyük Petro arasında bir paralellik kurulabileceğini düşünüyor musunuz? Kendinizi Büyük Petro'nun çalışmalarının bir devamcısı olarak görüyor musunuz?
#Stalin: Kesinlikle hayır. Tarihsel paralellikler her zaman risklidir. Bunun hiçbir anlamı yok.
#Ludwig: Ama sonuçta Büyük Petro, ülkesinin gelişmesi ve Batı kültürünü Rusya'ya getirme konusunda çok şey yaptı.
#Stalin: Evet, elbette, Büyük Petro toprak sahibi sınıfını yükseltmek ve yeni ortaya çıkan tüccar sınıfını geliştirmek için çok şey yaptı. Toprak sahipleri ve tüccarların ulusal devletini kurmak ve pekiştirmek için gerçekten çok şey yaptı. Şunu da belirtmek gerekir ki, toprak sahibi sınıfının yükselişi, yeni ortaya çıkan tüccar sınıfına verilen destek ve bu sınıfların ulusal devletinin pekiştirilmesi, kanları akıtılan köylü serflerin pahasına gerçekleşti.
Şahsen ben sadece #Lenin'in bir öğrencisiyim ve hayatımın amacı onun layık bir öğrencisi olmaktır. Hayatımı adadığım görev, farklı bir sınıfı, işçi sınıfını yükseltmektir. Bu görev, herhangi bir "ulusal" devletin değil, sosyalist bir devletin, yani uluslararası bir devletin kurulmasıdır; ve bu devleti güçlendiren her şey, tüm uluslararası işçi sınıfını güçlendirmeye yardımcı olur. İşçi sınıfını yükseltmek ve bu sınıfın sosyalist devletini güçlendirmek için attığım her adım, işçi sınıfının konumunu güçlendirmeye ve iyileştirmeye yönelik olmasaydı, hayatımı anlamsız sayardım.
Gördüğünüz gibi paralellik kurmuyor.
Lenin ve Büyük Petro'ya gelince, Petro denizde bir damla iken, Lenin koca bir okyanustu.
Ludwig: Marksizm, bireyin tarihte belirleyici bir rol oynadığını reddeder. Tarihin materyalist anlayışı ile, sonuçta tarihsel şahsiyetlerin oynadığı belirleyici rolü kabul etmeniz arasında bir çelişki görmüyor musunuz?
Stalin: Hayır, burada bir çelişki yok. Marksizm, seçkin bireylerin oynadığı rolü veya tarihin insanlar tarafından yazıldığını kesinlikle inkar etmez. Marx'ın Felsefenin Yoksulluğu adlı eserinde ve diğer çalışmalarında, tarihi insanların yazdığı belirtilir. Ancak elbette insanlar, hayal güçlerinin yönlendirmelerine veya bir hevesin aklına geldiği gibi tarih yazmazlar. Her yeni nesil, doğduğunda zaten var olan, hazır koşullarla karşılaşır. Ve büyük insanlar, ancak bu koşulları doğru bir şekilde anlayabildikleri ve bunları nasıl değiştireceklerini bildikleri ölçüde değerlidirler. Bu koşulları anlamakta başarısız olurlarsa ve bunları hayal güçlerinin yönlendirmelerine göre değiştirmek isterlerse, kendilerini Don Kişot'un durumuna düşürürler. Dolayısıyla, Marx'ın görüşü tam olarak şudur: İnsanlar koşullara karşıt olarak konumlandırılmamalıdır. Tarihi insanlar yazar, ancak bunu yalnızca hazır buldukları koşulları doğru bir şekilde anladıkları ve bu koşulları nasıl değiştireceklerini bildikleri ölçüde yaparlar. En azından biz Rus Bolşevikler Marx'ı böyle anlıyoruz. Ve biz Marx'ı uzun yıllardır inceliyoruz.
Ludwig: Yaklaşık otuz yıl önce, üniversitedeyken, kendilerini materyalist tarih anlayışının savunucuları olarak gören birçok Alman profesör bize Marksizmin kahramanların rolünü, tarihteki kahraman kişiliklerin rolünü reddettiğini öğretmişti.
Stalin: Onlar Marksizmin bayağılaştırıcılarıydı. Marksizm kahramanların rolünü hiçbir zaman inkar etmedi. Aksine, az önce belirttiğim çekincelerle birlikte, onların önemli bir rol oynadığını kabul eder.
13 Aralık 1931
#Ludwig: Beni kabul ettiğiniz için size son derece minnettarım. Yirmi yılı aşkın süredir seçkin tarihi şahsiyetlerin yaşamlarını ve yaptıklarını inceliyorum. İnsanları iyi tanıdığıma inanıyorum, ancak diğer yandan sosyo-ekonomik koşullar hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
#Stalin: Çok mütevazı davranıyorsunuz.
#Ludwig: Hayır, gerçekten öyle ve tam da bu nedenle size garip gelebilecek sorular soracağım. Bugün burada, Kremlin'de, Büyük Petro'ya ait bazı kalıntılar gördüm ve size sormak istediğim ilk soru şu: Kendinizle Büyük Petro arasında bir paralellik kurulabileceğini düşünüyor musunuz? Kendinizi Büyük Petro'nun çalışmalarının bir devamcısı olarak görüyor musunuz?
#Stalin: Kesinlikle hayır. Tarihsel paralellikler her zaman risklidir. Bunun hiçbir anlamı yok.
#Ludwig: Ama sonuçta Büyük Petro, ülkesinin gelişmesi ve Batı kültürünü Rusya'ya getirme konusunda çok şey yaptı.
#Stalin: Evet, elbette, Büyük Petro toprak sahibi sınıfını yükseltmek ve yeni ortaya çıkan tüccar sınıfını geliştirmek için çok şey yaptı. Toprak sahipleri ve tüccarların ulusal devletini kurmak ve pekiştirmek için gerçekten çok şey yaptı. Şunu da belirtmek gerekir ki, toprak sahibi sınıfının yükselişi, yeni ortaya çıkan tüccar sınıfına verilen destek ve bu sınıfların ulusal devletinin pekiştirilmesi, kanları akıtılan köylü serflerin pahasına gerçekleşti.
Şahsen ben sadece #Lenin'in bir öğrencisiyim ve hayatımın amacı onun layık bir öğrencisi olmaktır. Hayatımı adadığım görev, farklı bir sınıfı, işçi sınıfını yükseltmektir. Bu görev, herhangi bir "ulusal" devletin değil, sosyalist bir devletin, yani uluslararası bir devletin kurulmasıdır; ve bu devleti güçlendiren her şey, tüm uluslararası işçi sınıfını güçlendirmeye yardımcı olur. İşçi sınıfını yükseltmek ve bu sınıfın sosyalist devletini güçlendirmek için attığım her adım, işçi sınıfının konumunu güçlendirmeye ve iyileştirmeye yönelik olmasaydı, hayatımı anlamsız sayardım.
Gördüğünüz gibi paralellik kurmuyor.
Lenin ve Büyük Petro'ya gelince, Petro denizde bir damla iken, Lenin koca bir okyanustu.
Ludwig: Marksizm, bireyin tarihte belirleyici bir rol oynadığını reddeder. Tarihin materyalist anlayışı ile, sonuçta tarihsel şahsiyetlerin oynadığı belirleyici rolü kabul etmeniz arasında bir çelişki görmüyor musunuz?
Stalin: Hayır, burada bir çelişki yok. Marksizm, seçkin bireylerin oynadığı rolü veya tarihin insanlar tarafından yazıldığını kesinlikle inkar etmez. Marx'ın Felsefenin Yoksulluğu adlı eserinde ve diğer çalışmalarında, tarihi insanların yazdığı belirtilir. Ancak elbette insanlar, hayal güçlerinin yönlendirmelerine veya bir hevesin aklına geldiği gibi tarih yazmazlar. Her yeni nesil, doğduğunda zaten var olan, hazır koşullarla karşılaşır. Ve büyük insanlar, ancak bu koşulları doğru bir şekilde anlayabildikleri ve bunları nasıl değiştireceklerini bildikleri ölçüde değerlidirler. Bu koşulları anlamakta başarısız olurlarsa ve bunları hayal güçlerinin yönlendirmelerine göre değiştirmek isterlerse, kendilerini Don Kişot'un durumuna düşürürler. Dolayısıyla, Marx'ın görüşü tam olarak şudur: İnsanlar koşullara karşıt olarak konumlandırılmamalıdır. Tarihi insanlar yazar, ancak bunu yalnızca hazır buldukları koşulları doğru bir şekilde anladıkları ve bu koşulları nasıl değiştireceklerini bildikleri ölçüde yaparlar. En azından biz Rus Bolşevikler Marx'ı böyle anlıyoruz. Ve biz Marx'ı uzun yıllardır inceliyoruz.
Ludwig: Yaklaşık otuz yıl önce, üniversitedeyken, kendilerini materyalist tarih anlayışının savunucuları olarak gören birçok Alman profesör bize Marksizmin kahramanların rolünü, tarihteki kahraman kişiliklerin rolünü reddettiğini öğretmişti.
Stalin: Onlar Marksizmin bayağılaştırıcılarıydı. Marksizm kahramanların rolünü hiçbir zaman inkar etmedi. Aksine, az önce belirttiğim çekincelerle birlikte, onların önemli bir rol oynadığını kabul eder.
Ludwig: Oturduğumuz masanın etrafına on altı sandalye yerleştirilmiş. Yurtdışındaki insanlar bir yandan SSCB'nin her şeyin kolektif olarak kararlaştırıldığı bir ülke olduğunu biliyorlar, diğer yandan da her şeyin bireysel kişiler tarafından kararlaştırıldığını biliyorlar. Peki gerçekten kim karar veriyor?
Stalin: Hayır, bireyler karar veremez. Bireylerin kararları her zaman, ya da neredeyse her zaman, tek taraflı kararlardır. Her kurultayda, her kolektif organda, görüşleri dikkate alınması gereken insanlar vardır. Her kurultayda, her kolektif organda, yanlış görüşler ifade edebilecek insanlar vardır. Üç devrimin deneyiminden biliyoruz ki, kolektif olarak test edilip düzeltilmeden bireysel olarak alınan her 100 karardan yaklaşık 90'ı tek taraflıdır. Tüm Sovyet ve Parti örgütlerimizi yöneten Parti Merkez Komitesi'nde yaklaşık 70 üye bulunmaktadır. Bu 70 Merkez Komitesi üyesi arasında en iyi sanayi liderlerimiz, en iyi kooperatif liderlerimiz, en iyi tedarik yöneticilerimiz, en iyi askerlerimiz, en iyi propagandacılarımız ve ajitatörlerimiz, devlet çiftlikleri, kolektif çiftlikler, bireysel köylü çiftlikleri konusunda en iyi uzmanlarımız, Sovyetler Birliği'ni oluşturan uluslar ve ulusal politika konusunda en iyi uzmanlarımız bulunmaktadır. Bu areopagus'ta Partimizin bilgeliği yoğunlaşmıştır. Herkesin, diğerlerinin bireysel görüşlerini veya önerilerini düzeltme fırsatı vardır. Herkesin kendi deneyimini paylaşma fırsatı vardır. Eğer durum böyle olmasaydı, kararlar bireysel kişiler tarafından alınsaydı, çalışmalarımızda çok ciddi hatalar olurdu. Ancak herkesin bireysel kişilerin hatalarını düzeltme fırsatı olduğu ve bu düzeltmelere dikkat ettiğimiz için, az çok doğru kararlara varıyoruz.
Ludwig: Onlarca yıldır yasadışı işlerde çalıştınız. Yasadışı yollarla silah, yayın ve benzeri şeyler taşıdınız. Sovyet rejiminin düşmanlarının sizin deneyimlerinizden ders çıkarıp Sovyet rejimine karşı aynı yöntemlerle savaşabileceğini düşünmüyor musunuz?
Stalin: Bu elbette mümkün.
Ludwig: Düşmanlarıyla mücadelede hükümetinizin bu kadar sert ve acımasız olmasının sebebi bu değil mi?
Stalin: Hayır, bu asıl sebep değil. Tarihten bazı örnekler verilebilir. Bolşevikler iktidara geldiklerinde ilk başta düşmanlarına karşı yumuşak davrandılar. Menşevikler yasal olarak varlıklarını sürdürdüler ve gazetelerini yayınladılar. Sosyalist Devrimciler de yasal olarak varlıklarını sürdürdüler ve gazetelerini yayınladılar. Hatta Kadetler bile gazetelerini yayınlamaya devam ettiler. General Krasnov, Leningrad'a karşı karşı devrimci kampanyasını düzenlediğinde ve elimize düştüğünde, savaş kurallarına göre en azından onu tutsak tutabilirdik. Hatta onu vurmalıydık. Ama "şeref sözü" üzerine serbest bıraktık. Ve ne oldu? Bu yumuşaklığın Sovyet Hükümeti'nin gücünü zayıflatmaya yardımcı olduğu çok geçmeden anlaşıldı. İşçi sınıfının düşmanlarına karşı bu kadar yumuşak davranarak hata yaptık. Bu hatada ısrar etmek, işçi sınıfına karşı bir suç ve çıkarlarına ihanet olurdu. Bu çok geçmeden apaçık ortaya çıktı. Düşmanlarımıza karşı ne kadar yumuşak davranırsak, direnişlerinin o kadar büyük olacağı çok kısa sürede anlaşıldı. Çok geçmeden Sağcı Sosyalist Devrimciler (Golz ve diğerleri) ve Sağcı Menşevikler Leningrad'da askeri öğrencilerin karşı devrimci bir eylemini örgütlediler ve bunun sonucunda devrimci denizcilerimizin birçoğu hayatını kaybetti.
"Şeref sözü" üzerine serbest bıraktığımız bu Krasnov, Beyaz Muhafız Kazaklarını örgütledi. Mamontov ile güçlerini birleştirerek iki yıl boyunca Sovyet Hükümetine karşı silahlı mücadele yürüttü. Çok geçmeden, Beyaz Muhafız generallerinin arkasında Batı kapitalist devletlerinin -Fransa, İngiltere, Amerika- ve ayrıca Japonya'nın ajanlarının olduğu ortaya çıktı. Yumuşak bir tavır sergilemekle hata yaptığımıza ikna olduk.
Tecrübelerimizden öğrendik ki, bu tür düşmanlarla başa çıkmanın tek yolu, onlara karşı en acımasız baskı politikasını uygulamaktır.
Stalin: Hayır, bireyler karar veremez. Bireylerin kararları her zaman, ya da neredeyse her zaman, tek taraflı kararlardır. Her kurultayda, her kolektif organda, görüşleri dikkate alınması gereken insanlar vardır. Her kurultayda, her kolektif organda, yanlış görüşler ifade edebilecek insanlar vardır. Üç devrimin deneyiminden biliyoruz ki, kolektif olarak test edilip düzeltilmeden bireysel olarak alınan her 100 karardan yaklaşık 90'ı tek taraflıdır. Tüm Sovyet ve Parti örgütlerimizi yöneten Parti Merkez Komitesi'nde yaklaşık 70 üye bulunmaktadır. Bu 70 Merkez Komitesi üyesi arasında en iyi sanayi liderlerimiz, en iyi kooperatif liderlerimiz, en iyi tedarik yöneticilerimiz, en iyi askerlerimiz, en iyi propagandacılarımız ve ajitatörlerimiz, devlet çiftlikleri, kolektif çiftlikler, bireysel köylü çiftlikleri konusunda en iyi uzmanlarımız, Sovyetler Birliği'ni oluşturan uluslar ve ulusal politika konusunda en iyi uzmanlarımız bulunmaktadır. Bu areopagus'ta Partimizin bilgeliği yoğunlaşmıştır. Herkesin, diğerlerinin bireysel görüşlerini veya önerilerini düzeltme fırsatı vardır. Herkesin kendi deneyimini paylaşma fırsatı vardır. Eğer durum böyle olmasaydı, kararlar bireysel kişiler tarafından alınsaydı, çalışmalarımızda çok ciddi hatalar olurdu. Ancak herkesin bireysel kişilerin hatalarını düzeltme fırsatı olduğu ve bu düzeltmelere dikkat ettiğimiz için, az çok doğru kararlara varıyoruz.
Ludwig: Onlarca yıldır yasadışı işlerde çalıştınız. Yasadışı yollarla silah, yayın ve benzeri şeyler taşıdınız. Sovyet rejiminin düşmanlarının sizin deneyimlerinizden ders çıkarıp Sovyet rejimine karşı aynı yöntemlerle savaşabileceğini düşünmüyor musunuz?
Stalin: Bu elbette mümkün.
Ludwig: Düşmanlarıyla mücadelede hükümetinizin bu kadar sert ve acımasız olmasının sebebi bu değil mi?
Stalin: Hayır, bu asıl sebep değil. Tarihten bazı örnekler verilebilir. Bolşevikler iktidara geldiklerinde ilk başta düşmanlarına karşı yumuşak davrandılar. Menşevikler yasal olarak varlıklarını sürdürdüler ve gazetelerini yayınladılar. Sosyalist Devrimciler de yasal olarak varlıklarını sürdürdüler ve gazetelerini yayınladılar. Hatta Kadetler bile gazetelerini yayınlamaya devam ettiler. General Krasnov, Leningrad'a karşı karşı devrimci kampanyasını düzenlediğinde ve elimize düştüğünde, savaş kurallarına göre en azından onu tutsak tutabilirdik. Hatta onu vurmalıydık. Ama "şeref sözü" üzerine serbest bıraktık. Ve ne oldu? Bu yumuşaklığın Sovyet Hükümeti'nin gücünü zayıflatmaya yardımcı olduğu çok geçmeden anlaşıldı. İşçi sınıfının düşmanlarına karşı bu kadar yumuşak davranarak hata yaptık. Bu hatada ısrar etmek, işçi sınıfına karşı bir suç ve çıkarlarına ihanet olurdu. Bu çok geçmeden apaçık ortaya çıktı. Düşmanlarımıza karşı ne kadar yumuşak davranırsak, direnişlerinin o kadar büyük olacağı çok kısa sürede anlaşıldı. Çok geçmeden Sağcı Sosyalist Devrimciler (Golz ve diğerleri) ve Sağcı Menşevikler Leningrad'da askeri öğrencilerin karşı devrimci bir eylemini örgütlediler ve bunun sonucunda devrimci denizcilerimizin birçoğu hayatını kaybetti.
"Şeref sözü" üzerine serbest bıraktığımız bu Krasnov, Beyaz Muhafız Kazaklarını örgütledi. Mamontov ile güçlerini birleştirerek iki yıl boyunca Sovyet Hükümetine karşı silahlı mücadele yürüttü. Çok geçmeden, Beyaz Muhafız generallerinin arkasında Batı kapitalist devletlerinin -Fransa, İngiltere, Amerika- ve ayrıca Japonya'nın ajanlarının olduğu ortaya çıktı. Yumuşak bir tavır sergilemekle hata yaptığımıza ikna olduk.
Tecrübelerimizden öğrendik ki, bu tür düşmanlarla başa çıkmanın tek yolu, onlara karşı en acımasız baskı politikasını uygulamaktır.
Ludwig: Bana öyle geliyor ki, Sovyetler Birliği nüfusunun önemli bir kısmı Sovyet iktidarından korkuyor ve endişe duyuyor ve iktidarın istikrarı bir ölçüde bu korku duygusuna dayanıyor. Rejimi güçlendirmek adına korku salmanın gerekli olduğu gerçeğinin sizde kişisel olarak nasıl bir ruh hali yarattığını bilmek isterim. Sonuçta, yoldaşlarınızla, arkadaşlarınızla birlikteyken, korku salmaktan çok farklı yöntemler kullanıyorsunuz. Yine de halka korku salınıyor.
Stalin: Yanılıyorsunuz. Bu arada, sizin hatanız birçok insanın hatasıdır. Gerçekten de, yıldırma ve terör yöntemleriyle 14 yıl boyunca iktidarı elimizde tutabileceğimize ve geniş kitlelerin desteğini alabileceğimize inanıyor musunuz? Hayır, bu imkansız. Çarlık hükümeti, yıldırma konusunda diğerlerinden üstündü. Bu alanda uzun ve geniş bir deneyime sahipti. Avrupa burjuvazisi, özellikle Fransız burjuvazisi, bu konuda Çarlığa her türlü yardımı yaptı ve halkı terörize etmeyi öğretti. Yine de, bu deneyime ve Avrupa burjuvazisinin yardımına rağmen, yıldırma politikası Çarlığın çöküşüne yol açtı.
Ludwig: Ama Romanovlar 300 yıl boyunca iktidarda kaldılar.
Stalin: Evet, ama o 300 yıl boyunca kaç isyan ve ayaklanma oldu! Stepan Razin ayaklanması, Yemelyan Pugaçov ayaklanması, Aralıkçılar ayaklanması, 1905 devrimi, Şubat 1917 devrimi ve Ekim Devrimi vardı. Bunun yanı sıra, ülkedeki siyasi ve kültürel yaşamın bugünkü koşulları, eski rejimin koşullarından kökten farklıdır. Eski rejimde, kitlelerin cehaleti, kültürsüzlüğü, boyun eğmesi ve siyasi ezilmişliği, o zamanki "yöneticilerin" az çok uzun süre iktidarda kalmalarını sağlamıştı.
Sovyetler Birliği'nin işçileri ve köylüleri, sizin hayal ettiğiniz kadar uysal, itaatkâr ve sindirilmiş değiller. Avrupa'da Sovyetler Birliği halkı hakkında eski kafalı düşüncelere sahip birçok insan var: Rusya'da yaşayan insanların öncelikle itaatkâr, ikinci olarak da tembel olduklarını düşünüyorlar.
Bu, eski ve tamamen yanlış bir düşüncedir. Rus toprak sahiplerinin Paris'e akın etmeye başladığı, biriktirdikleri ganimetleri savurdukları ve günlerini tembellik içinde geçirdikleri günlerde Avrupa'da ortaya çıktı. Bunlar gerçekten de omurgasız ve değersiz insanlardı. Bu da "Rus tembelliği" hakkındaki sonuçlara yol açtı. Ancak bu, geçimlerini kendi emekleriyle kazanan ve hala kazanan Rus işçileri ve köylüleri için kesinlikle geçerli olamaz. Kısa bir süre içinde üç devrim yapmış, Çarlığı ve burjuvaziyi yıkmış ve şimdi de zaferle sosyalizmi inşa eden Rus köylülerini ve işçilerini itaatkar ve tembel olarak düşünmek gerçekten de tuhaftır.
Az önce bana ülkemizdeki her şeyin tek bir kişi tarafından mı kararlaştırıldığını sordunuz.
İşçilerimiz hiçbir koşulda iktidarın tek bir kişinin elinde olmasına asla tahammül etmezler. Bizde en büyük otoriteye sahip kişiler, işçi kitleleri onlara olan güvenlerini kaybettikleri anda, işçi kitleleriyle bağlantılarını kaybettikleri anda, önemsiz hale gelirler, sadece birer sembole dönüşürler. Plekhanov eskiden son derece büyük bir prestije sahipti. Peki ne oldu? Siyasi olarak tökezlemeye başladığı anda işçiler onu unuttular. Onu terk ettiler ve unuttular. Başka bir örnek: Troçki. Onun da prestiji büyüktü, elbette Plekhanov'unkiyle kıyaslanamazdı. Peki ne oldu? İşçilerden uzaklaştığı anda onu unuttular.
Ludwig: Onu tamamen mi unuttun?
Stalin: Onu bazen hatırlıyorlar, ama acı bir şekilde.
Ludwig: Hepsi de mi buruk bir şekilde?
Stalin: İşçilerimiz Troçki'yi acı, öfke ve nefretle hatırlıyorlar.
Elbette, Sovyet iktidarından gerçekten korkan ve ona karşı savaşan nüfusun küçük bir kesimi var. Aklımda, yok edilmekte olan, ölüme terk edilmiş sınıfların kalıntıları ve özellikle köylülüğün önemsiz bir kesimi olan kulaklar var. Ancak burada mesele sadece bu grupları korkutma politikası değil, ki bu politika gerçekten de mevcut. Herkes biliyor ki, biz Bolşevikler bu süreçte sadece korkutmayla yetinmiyoruz, daha da ileri giderek bu burjuva tabakasını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.
Stalin: Yanılıyorsunuz. Bu arada, sizin hatanız birçok insanın hatasıdır. Gerçekten de, yıldırma ve terör yöntemleriyle 14 yıl boyunca iktidarı elimizde tutabileceğimize ve geniş kitlelerin desteğini alabileceğimize inanıyor musunuz? Hayır, bu imkansız. Çarlık hükümeti, yıldırma konusunda diğerlerinden üstündü. Bu alanda uzun ve geniş bir deneyime sahipti. Avrupa burjuvazisi, özellikle Fransız burjuvazisi, bu konuda Çarlığa her türlü yardımı yaptı ve halkı terörize etmeyi öğretti. Yine de, bu deneyime ve Avrupa burjuvazisinin yardımına rağmen, yıldırma politikası Çarlığın çöküşüne yol açtı.
Ludwig: Ama Romanovlar 300 yıl boyunca iktidarda kaldılar.
Stalin: Evet, ama o 300 yıl boyunca kaç isyan ve ayaklanma oldu! Stepan Razin ayaklanması, Yemelyan Pugaçov ayaklanması, Aralıkçılar ayaklanması, 1905 devrimi, Şubat 1917 devrimi ve Ekim Devrimi vardı. Bunun yanı sıra, ülkedeki siyasi ve kültürel yaşamın bugünkü koşulları, eski rejimin koşullarından kökten farklıdır. Eski rejimde, kitlelerin cehaleti, kültürsüzlüğü, boyun eğmesi ve siyasi ezilmişliği, o zamanki "yöneticilerin" az çok uzun süre iktidarda kalmalarını sağlamıştı.
Sovyetler Birliği'nin işçileri ve köylüleri, sizin hayal ettiğiniz kadar uysal, itaatkâr ve sindirilmiş değiller. Avrupa'da Sovyetler Birliği halkı hakkında eski kafalı düşüncelere sahip birçok insan var: Rusya'da yaşayan insanların öncelikle itaatkâr, ikinci olarak da tembel olduklarını düşünüyorlar.
Bu, eski ve tamamen yanlış bir düşüncedir. Rus toprak sahiplerinin Paris'e akın etmeye başladığı, biriktirdikleri ganimetleri savurdukları ve günlerini tembellik içinde geçirdikleri günlerde Avrupa'da ortaya çıktı. Bunlar gerçekten de omurgasız ve değersiz insanlardı. Bu da "Rus tembelliği" hakkındaki sonuçlara yol açtı. Ancak bu, geçimlerini kendi emekleriyle kazanan ve hala kazanan Rus işçileri ve köylüleri için kesinlikle geçerli olamaz. Kısa bir süre içinde üç devrim yapmış, Çarlığı ve burjuvaziyi yıkmış ve şimdi de zaferle sosyalizmi inşa eden Rus köylülerini ve işçilerini itaatkar ve tembel olarak düşünmek gerçekten de tuhaftır.
Az önce bana ülkemizdeki her şeyin tek bir kişi tarafından mı kararlaştırıldığını sordunuz.
İşçilerimiz hiçbir koşulda iktidarın tek bir kişinin elinde olmasına asla tahammül etmezler. Bizde en büyük otoriteye sahip kişiler, işçi kitleleri onlara olan güvenlerini kaybettikleri anda, işçi kitleleriyle bağlantılarını kaybettikleri anda, önemsiz hale gelirler, sadece birer sembole dönüşürler. Plekhanov eskiden son derece büyük bir prestije sahipti. Peki ne oldu? Siyasi olarak tökezlemeye başladığı anda işçiler onu unuttular. Onu terk ettiler ve unuttular. Başka bir örnek: Troçki. Onun da prestiji büyüktü, elbette Plekhanov'unkiyle kıyaslanamazdı. Peki ne oldu? İşçilerden uzaklaştığı anda onu unuttular.
Ludwig: Onu tamamen mi unuttun?
Stalin: Onu bazen hatırlıyorlar, ama acı bir şekilde.
Ludwig: Hepsi de mi buruk bir şekilde?
Stalin: İşçilerimiz Troçki'yi acı, öfke ve nefretle hatırlıyorlar.
Elbette, Sovyet iktidarından gerçekten korkan ve ona karşı savaşan nüfusun küçük bir kesimi var. Aklımda, yok edilmekte olan, ölüme terk edilmiş sınıfların kalıntıları ve özellikle köylülüğün önemsiz bir kesimi olan kulaklar var. Ancak burada mesele sadece bu grupları korkutma politikası değil, ki bu politika gerçekten de mevcut. Herkes biliyor ki, biz Bolşevikler bu süreçte sadece korkutmayla yetinmiyoruz, daha da ileri giderek bu burjuva tabakasını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.